Reklam
Reklam
Tabiat kanunları ve İslami kurallar
MAHMUT TOPTAŞ

MAHMUT TOPTAŞ

Tabiat kanunları ve İslami kurallar

16 Şubat 2021 - 12:57

Tabiatı ve tabiattaki kanunları yaratan Allah celle celalühtür.

Buna kimsenin itirazı yok.

Çünkü yeryüzünde bu güne kadar bir tek bilim adamı, dernek, kurum, kuruluş veya devlet, tabiata fazladan bir kanun koyamadığı gibi, bir tek tabiat kanununu da yürürlükten kaldıramamıştır.

Hatta dünya genelindeki “çevreciler” tabiatın bozulmaması için başta nükleer silahlara, tabiatın tahribine karşı mücadele vermekteler.

Yaşayan bütün insanlar, tabiat kanunlarından memnun.

O kanunları bozmaya çalışanlarla kirletenler dünyamızı bazen kana boyuyorlar, bazen kirletiyorlar.

Tabiatı yaratan Rabbimiz, bu tabiatı insan için yarattığını haber verir:

“O Allah ki, yeryüzünde olanların tamamını sizin için yaratandır…” (Bakara süresi ayet 2/29).

İnsan için de kıstaslar koymuş.

İnsanların içinden zıpır birilerinin çıkıp, Allah’ın kullarını kendi kulu yapmasın diye.

“Kula kul olmasınlar” diye ilk insan ve ilk peygamber Hazreti Adem’i, on sayfalık kitapla indirmiş cennetten.

Yol kesen şeytana ve yol kesen şeytanlaşmış insanlara karşı bizim en önemli savunma ve yol kesen haramiyi de tedavi etme aletimiz, kitabımız Kur’an-ı Kerim’imizdir.

Şeytanlaşmış insanlar, tabiata kanun koyamadıklarını ve ondan bir kanunu silemediklerini anladılar ama Yaratıcı’nın insanlar için koyduğu kıstasları değiştirmeye ve insanları Allah’ın kurallarına göre değil de kendi koydukları kurallara göre yöneterek kendilerine kul yapmaya yöneldiler de ilk zararı kendileri gördüler.

Allah’ın yasaklarını kaldırıverdiler, kendi çocuklarını uyuşturucunun kıskacında buldular.

Zinanın suç olmasını kaldırıverdiler, annelerini, hanımlarını veya kızlarını başkalarının kucağında buluverdiler.

Müslümanlar, rahmet peygamberinin rahmet ümmetidirler.

Önce kendilerine rahmet olsun diye Rabbimizin rahmet ayetleriyle temizlendikten sonra, bütün insanlığın da hem tabiat kanunlarına hem İslam’ın kriterlerine göre hareket etmeleri için can ve mallarını sonuna kadar vermeye hazır halde olmalıdırlar.

“En zalim üç devlet say” diye anket yapılsa Amerika, Çin ve Rusya ön sıraları alırlar.

Üçünün de son elli yıl içinde öldürdüğü insan sayısı elli milyonu geçti.

Güney Amerika’da Hıristiyan ayırımı da yapılmadan öldürüldüler.

Bu üç devletin bir yılda öldürdüğü insan sayısı, iki yüz devletin teröristlerinin, mafyalarının öldürdüğünü toplasanız bunlara yakın bile olamazlar.

Dünyadaki bütün hırsızların, soyguncuların, gaspçıların tamamının çaldığı da bunların ülkelerden sömürdüklerinin binde biri olmaz.

İşte bu adamların hiçbiri doğuştan böyle gelmediler.

Zaman içinde aldıkları eğitim onları bu hale getirdi.

Bunların düzelmesi de yine eğitimle olacaktır.

Örnek olarak hep Asr-ı Saadet’i gösteririz.

Sevgili Peygamberimizin gözetim ve denetimi altında Kur’an ve sünnete göre hayatını düzene koyanların çağına “Asr-ı Saadet” denildi.

Kız çocuklarını canlı canlı kabre koyanların kalbi, karıncayı ezmez hale getirildi.

Düşman kabileler kardeş edildi.

İşte o vahşileri medeni hale getiren Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir.

Selçuklu, Osmanlı, Batı’da Endülüs, doğuda Babürşah’la övünürüz.

Altı yüz veya sekiz yüz yıl her ırktan, her dilden, her tahrif edilmiş veya batıl dinden insanları adalet içinde yaşatan İslam dini, dünya tarihinde örnek gösterilirken, neden onları o güzel hale getiren Kur’an ve Sünnet-i Seniyye tekrar dünyanın gündemine getirilmez.

Mesela bugünlerde Anayasa hazırlığı yapan insanlarımız, birinci maddesine “Hakimiyet, kayıtsız şartsız Allah’a aittir” ayetini koyuverseler ne olur? (Yusuf süresi ayet 12/40, 67).

İkinci maddesine, “Büyük Millet Meclisi’ne seçilen milletvekilleri, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye aykırı kanun çıkaramaz” diye yazılsa ne olur?

Mevcut Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde:

“…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.

Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” diyor.

Milletlerarası antlaşmaları düzenleyenlerin, dünyanın baş belası olan “belalı beşler” olduğunu dünya biliyor.

Kanunlarımızın, antlaşmalarımızın onlara aykırı olmamasına dikkat ettiğimiz kadar, onları ve bizi yaratan, her saniye nefesimizi veren Allah’ımızın kıstaslarına uygun olmasını istemek hakkımız olduğu gibi, kendilerini kendilerinden koruyamayan bu belalı beşlere ve tüm insanlığa da kurtuluş yolu gösteremez miyiz?

Bu yazı 1472 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar