Reklamı Geç
Reklam
Reklam
10. KENDİSİNE, BAŞKALARINA VE TOPLUMSAL OLAYLARA KARŞI DUYARLIDIR
AYDIN ALAS

AYDIN ALAS

10. KENDİSİNE, BAŞKALARINA VE TOPLUMSAL OLAYLARA KARŞI DUYARLIDIR

02 Nisan 2022 - 12:20

ÜSTÜN İNSAN OLMA SANATI

(YAZI DİZİSİ)

10. KENDİSİNE, BAŞKALARINA VE TOPLUMSAL OLAYLARA KARŞI DUYARLIDIR

Duyarlı olmak ve duyarsız olmak arasındaki fark nedir sizce? Duyarlı olan insan kimdir ve nasıl davranır? Basit gibi görünen ancak toplumu yozlaştıran ve vurdumduymaz hale getiren en önemli konu hiç şüphesiz ki duyarsızlık konusudur.

Duyarlılık hissetmektir, anlayıştır ve sevgidir. Aynı zamanda duygudaşlıktır. Duyarsızlık ise kendisinden başkalarını önemsememe durumudur. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” sözü de duyarsız insanların kullanmış olduğu fütursuzca söylenmiş sözlerden bir tanesidir.

Toplumu yozlaştırmanın en etkili yollardan bir tanesi de o toplumu duyarsızlaştırmaktır. Bizi dışarıdan yıkamayan kâfir ordusu bizdeki imanı görünce buna çözüm olarak değerlerimize saldırmayı planladı. Yıllardır görünmeyen ve fark edilmeyen gizli bir savaşın içindeyiz. Medya, sosyal medya, reklamlar, faiz lobisi, mason dernekleri ve şuan ismini sayamadığım birçok kurum ve kuruluş bu faaliyetleri planlı bir şekilde yürütüyor. Biz Türkler ve Müslümanlar ise adeta uyuyoruz. Kâfirin ordularına karşı bir türlü bir araya gelemiyoruz. Birlikte mücadele edemiyoruz. Çünkü ne mücadele edecek gücümüz kalmış durumda ne de inancımız.

Ülkemin insanları bölük pörçük olmuş durumda. Aynı evin içerisinde farklı görüşlere sahip olduğu için kavga eden kardeşlerin sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Bilinçli olarak yönlendiriliyoruz. Fakat yüzyıllardır bunun farkına varamıyoruz. Çünkü duyarsızlaştırıldık. Yani bir nevi uyuşturulduk. Hem beynimiz hem de kalbimiz uyuşmuş durumda. İlme, alime ve muallime olan saygı azalmış… Din denilen kavram sadece camiye hapsedilmiş ve devlet işleri dinden bağımsızlaştırılmış. İşte bütün bu tohumlar yıllar önce bilinçli olarak atılmış ve toplum günden güne duyarsızlaştırılarak sekülerleştirilmiş.

Üstün insan duyarlı insandır. Önce kendisine, sonra ailesine ve çevresine… Sonra da değerlerine karşı duyarlı olan insandır. Bir insanın duyarlı olabilmesi için, şüphesiz ki hassas bir kalbe sahip olması gerekir. Çünkü hassas olan kalbin içinde saf bir sevgi olur. Saf olan sevgi ise sadece kaynaktan gelir, hayatın kaynağından yani yaratıcıdan.

Bizim sadece sevgiye ihtiyacımız var. Saf sevgiye. Birbirimize karşı duyarlı olabilmemizin tek yolu, birbirimizi sevebilmekten geçiyor. Birbirimizi sevebilmenin yolu ise birbirimizi anlamaktan geçiyor. Anlamak emek ister. Anlaşılmak da öyle…

Belki toplum olarak çok yorulduk. Evet, belki çok yıprandık. Ekonomik sıkıntılar yüzünden bir türlü kendimizi toparlayamadık. Bir ayağa kalkarsak neler yapacağız da işte… Bir türlü ayağa kalkamıyoruz. Ne zaman birisi çıksa ve kral çıplak dese hep susturuldu ve cezalandırıldı. İşin garip tarafı, doğruları söyleyeni de savunamaz hale geldik! Ülke vatandaşları olarak üç maymunu oynamaya alıştırıldık. Yani duyarsızlaştırıldık.

Peki, daha duyarlı hale nasıl gelebiliriz?

Birbirimizi dinleyerek. Birbirimizin fikirlerine saygı duyarak... Benim dediğim doğru, seninki yanlış polemiklerinden sıyrılarak. Tartışmayı bırakıp, uzlaşmaya başlayarak. Aynı fikirde

olmak zorunda değiliz. Ama birbirimize saygı duymak zorundayız. Siyasiler milletin önünde birbirlerini yerler fakat perde arkasında yine beraberler. Bugün hangi siyasetçinin hangi safta olduğu bile belli değil. Kimin eli kimin cebinde o da belli değil. Fakat olanın bize olduğu kesin. Halk olarak elimizden ne gelir bunu bir düşünmemiz lazım.

Siyasi partiler artık deneme yanılma tahtasına dönmüş durumda. O parti olmadı, bir de bunu deneyelim. O olmadı bunu da bir deneyelim. 122 tane parti var. Her biri sırayla bir dönem iktidar olsa 610 yıl yapar. Buna değil bizim ömrümüz, Dünya’nın ömrü bile yetmez. En iyisini Allah bilir.

Biz belki Dünya’yı değiştiremeyiz. Belki Ülkeyi de değiştiremeyiz. Ama kendimizi değiştirebiliriz. Belki birkaç samimi insan bir araya gelebilirsek, mahallemize karşı daha duyarlı olabiliriz. Ne bileyim belki birkaç hayırsever bize katılır ve birkaç çocuk sevindirebiliriz. Haftada bir gün sokağa çıkıp çöp toplayabilir ve hayvanları besleyebiliriz. Bunu da sosyal medyada paylaşarak duyarlılığımızı başka insanlarla da paylaşarak onlarında örnek almasını sağlayabiliriz. Belki birkaç gönülde ışık yakarız. Belki de bu vesileyle kurtuluşa erenlerden oluruz. Zaten rabbimiz bizden bunu istemiyor mu? Bizim gücümüzün yetmeyeceği şeyleri her gün eleştirip bir çuvaldız boyu yol alamamak yerine, küçük de olsa bir adım atmak suretiyle ilerlemek sizce de daha mantıklı olmaz mı?

Bu yazı 2406 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Reklamı Geç