Felak sûresinin 4.ayeti "VE MİN ŞERR- İN-NEFFASATİ Fİ-L-UKAD" olup baş tarafa bağlı olarak "düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah'a sığınırım de" seklinde tercüme edilmiş ise de ayetin asıl metindeki UKAD kelimesi sadece bir ipliğin düğümleri değil aynı zamanda velayet yani idare, iş verme veya iş yetkisi, kalpteki itikad, azm-u- tasmim (kesin karar) ve görüşmanalarında da kullanılır. Neffasât'ın mastarı olan nefes de ne tükürüklü ve ne de tükürüksüz üflemek yanı nemli bir solukla üflemektir.
Şu halde sûrenin bu cümlesini okuyan kimse "düğümlere yaş bir solukla üfleyen, idarecilerin idaresine, kalplerdeki inanca, kafalardaki görüşlere fesat sokanların kötülüğünden Felak'ın Rabbine sığınırım de" diyen Allah'ın emrine uyarak "ipliklerdeki soluklarla nemli üfleyerek tuzak düğümlere hazırlayanların, idarecilerin işlerine, kalplerdeki inanç ve kafalardaki görüşlere fesat sokanların, sokmaya çalışanların şerrinden sabahın Rabbine sığınırım" demiş olur.
Nemli veya ıslak soluklarla iplik düğümlerine nefes ederek düşmanlık yapıldığı ve yapılabileceği bu ayetle açıkça ortaya konduğu halde bunun olmadığını iddia edenler, sihrin sadece bir göz boyama olduğunu ortaya atanlar vardır. Evet sihir sadece göz boyamadır. Nitekim Firavun'un sihirbazları daha önce üzerlerine tutkal sürdükleri urganlarını (uzun ve kalın iplerin)" guneşli bir havada meydana bıraktıklarında güneşin tutkalı kurutması sonucu olarak kavrulup hareket eder gibi olması bir göz boyamadır diyebiliriz; ama tutkalın kıvrılmasıyla büyük iplerin kıvrılması göz boyama değil; gerçektir. Aslında Nun. Fa ve Sa (sin değil) harflerinden oluşan "nefes" kelimesi sihirden başka bir şeydir.
İşte buradan hareketle saçlarından alınan birkaç kılın ve onlarla bir arada Peygamberimizin düğümlenen ipliklerin düğümlerine nefes edilmesi yani tükürük kıvılcımları sıçratılarak yapılan işlemin saçların alındığı vucutla aleyhte olarak irtibatlandırılmasını(bağlantı kurulmasını) gerçekleştirmiş olabilir. Felak ve Nas sûrelerinin iniş sebebi Peygamberimize yapılan böyle bir büyüdür. "Allah seni insanlardan ve koruyacaktır" mealindeki ayet bu olayın aleyhine bir delil olarak gösterilemez. Çünkü Canab-u Hakk bu iki sureyi indirerek peygamberimizi koruduğu gibi ümmetlerini de uyarma ve koruma vesilesi yapmıştır. Bu nedenle "tırnaklarınızı parçalayın" diyerek de onları bütün halinden çıkararak büyüde işe yaramaz hale getirmemizi isteyen Peygamberimiz: "saç tırnaklarınızı gömünüz ki sihirbazlar onlarla oynamasın" buyurarak da saç ve tırnaklarımızın büyüde kullanılamaz hale getirilmesini istediği rahatça söylenebilir. Günümüzde uzaktan kumanda ile TV.lerde kanaldan kanala atlanabiliyorsa, hatta füzeler kumanda edilebiliyorsa çok daha maddi bir yapıya sahip saç ve tırnaklarla bir tuzak yapılarak alındıkları bedene zarar verilebilir. Bu nedenle saç ve tırnaklarımızı bütün olarak olur olmaz yerlere atmayıp parçalara bölünmesi veya bulunma imkânı olmayan yerlere gömülmesi yahut son çare olarak yakılması gibi tedbirler alınmalıdır.
Felak sûresinin son ayeti "VE MİN ŞERRİ HASİDİN İZA HASED" cümlesini okuyarak çekemezlerin çekemezliklerini icra etmek istedikleri zaman şerlerinden sığınmamız istenmektedir.
Bu ayet-i Kerime önce çekemez kişilerin çekemezlik yaparak aleyhimize komplo (tertip) kurabilecekleri hususunda bizi uyarmaktadır. Ayrıca onu içtenlikle okuyarak çekemezlik yapanların şerrinden Allah'ın altına koruması girebileceğimizi müjdelemektedir. Bu nedenledir ki Peygamberimiz her gece yatağına girdiğinde -Kul hüvellah- diye başlayan "İhlas" suresinden başlayarak bu felak suresi ve arkasından da Nas suresini okuyup ellerine nefes ettikten sonra avuç içleriyle bedeninden mümkün olan tüm yerleri mesheder (sıvazlar) dı. Günümüzün fenni bunları kabul etmese de "ilim âhir zamanda zahir olacaktır" hadisi gereğince bir gün kabul ve ilan edeceği kanaatindeyim.
Hased yani çekemezlik bu kadar kötü ve kötü olaylara vesile olan bir kötü huy olduğuna göre "Ateşin odunu (yakıp) yediği gibi Hased de amelleri (yapılmış güzel işleri) yani sevapları yer (yok eder)" hadisini sıksık öğüt olarak birbirimize iletelim.



YORUMLAR